PERFORMANS

İnsanların ve kuruluşların faaliyetlerinden elde ettikleri sonuçlara bakılan, başarının bu sonuçlara göre değerlendirildiği ve ödüllendirildiği (ya da ödüllendirilmediği) bir dünyada yaşıyoruz.

 

İster iş sonuçlarından söz ediyor olalım, ister iş dışı yaşantılarda çeşitli konumlarda ve durumlarda harcanan çabalar neticesinde alınan sonuçlardan; sonuç deyince kaçınılmaz olarak performans kavramı/olgusu/sorunsalı gündeme ilk sıradan giriyor. Zira hayatın kendisi ve özellikle iş/çalışma hayatı “üyelerinden” ve “katılımcılarından” her alanda “başarılı icra/uygulama” yani performans talep ediyor. Bu talebin ciddiyeti ve kalıcılığı performans kavramının özellikle son birkaç on yıldır spor ve sanat alanlarındaki geleneksel kullanımından iş hayatına ithal edilip çeşitli varyasyonlarıyla ve türevleriyle (performans yönetimi, performans değerlendirme, performans kriterleri, mali performans, satış performansı, fiyat/performans oranı vb) yoğun olarak kullanılmasından belli oluyor. Öte yandan özellikle gelişmiş ülkelerde performansla ilgili önemli bilimsel araştırmaların 1980’li yıllardan bu yana artan oranda gerçekleştirilip sonuçlarının bireyler, kurumlar ve kuruluşların yararına birbiri ardına sunulması performansın artan önemine bir başka işaret.

 

Gerçekten de dünya sonuçta performansa bakıyor. Ürünlerde, hizmetlerde, sözlerde, davranışlarda, iş sonuçlarında…kısacası her şeyde performansa. Müşterilerden yöneticilere, eş düzey çalışanlardan düzenleyici/ denetleyici kurumlara…herkes şu veya bu şekilde, şu veya bu düzeyde performans bekliyor. Kuşkusuz bireyin kendisi de kendisinden…

 

Özellikle işletmelerin ve işlerin başlıca varoluş amaçlarından birisi değer yaratmak ise, değerin en önemli unsurlarından birisi, değerin kaynağı olan müşterinin talep ettiği ve genelde “yüksek kalite”, “güler yüzlü hizmet”, “hız”, “uygun fiyat” gibi ifadelerle tanımladığı hususların tamamı bu tek sözcükle, yani performansla açıklanabilir. (Konuyu iş/çalışma hayatı dışı alana taşıdığımızda ise bizden evlatlık, annelik, babalık, arkadaşlık, eşlik, sevgililik, akrabalık…her konumda (açıkça söylenmese de) performans beklendiğinden kuşku yok.)

 

Dünyanın çok büyük bölümünde tercih edilen ekonomik/mali sistem içinde değer yaratma-aktarma ve paylaşma işlevi gören kar amacı güden kuruluşlarda toplam performans ise bu işletmelerin bünyesinde barınan çeşitli “varlıkların” ve fonksiyonların ayrı ayrı performanslarının bir bileşkesi, toplamı veya sonucu…

 

Böyle bakıldığında, işletmelerin nihai performansları işletme sahiplerinin veya yöneticilerinin, yönetici olmayan çalışanlarının, ekiplerinin, nasıl örgütlendiklerinin, kültürlerinin, mal ya da hizmet üretim sistemlerinin, ürettikleri ürün veya hizmetlerin bizatihi kendilerinin, iş süreçlerinin, satış, pazarlama, finans vb fonksiyonlarının, müşteriye yaşattıkları deneyimlerin ve şu anda saymayacağımız diğer unsurların ayrı ayrı ve birlikte performansları tarafından belirleniyor. Kar amacı gütmeyen kuruluşlar için de bazı hususları dışarıda bırakarak hemen hemen aynı şeyleri söylemek mümkün. 

 

Dünyanın performans çıtasını (beklentilerini) sürekli yükselttiği, istikrarsızlık ve sürekli değişim çağında bireylerin ve kuruluşların performanslarını “dünyanın beklediği performans” düzeylerine çıkartmaları; yüksek performansın önündeki zihinsel, kültürel ve yapısal engelleri kaldırmak için harekete geçmeleri; performans-kritik yetkinliklerini geliştirmeleri; insanların, kurumların ve kuruluşların sahip oldukları, başta zaman-hayat olmak üzere en kısıtlı ve geri dönüşü olmayan kaynakları yüksek verimlilikle kullanmayı öğrenmeleri, böylece birey-örgüt-kurum-toplum düzlemlerinde toplam performansın iyileştirmesi için bilinçli çaba harcamaları gerekmekte.

 

Öte yandan, derdi performans olan, hayatlarını yüksek verimlilikle geçirmek; zaman/enerji/para/repütasyon katili her türlü safradan olabildiğince kurtulmak; kendilerinin ve başkalarının hayatını kolaylaştırmak; kendileri ve paydaşları için daha yüksek değer yaratma yolculuğunu sürdürmek; hedeflerine ve amaçlarına daha hızlı ve daha ekonomik yöntemlerle ulaşmak; sürekli değişimin ve istikrarsızlığın giderek daha sık ve daha büyük güçle sarstığı bir dünyada ayakta kalarak “gelişmek” isteyen bireyler ve kuruluşlar, performans, özellikle de yüksek performans meselesine daha ciddi yaklaşmak zorunda. Bu yaklaşım, bilginin/bilmenin (ve dahi, ne kadar bol olsa da kaynakların) yüksek performans için yeterli olmadığını, eylemin/yapabilmenin (ve dahi doğru miktarda, doğru nitelikte kaynakların doğru zamanda ve doğru yerde kullanmanın) da en az bilmek kadar gerekli olduğunu derinden kavramayı içermek durumunda. Kuşkusuz, bildiklerini “doğru” bir şekilde hayata geçirmek; “aktif” olmanın yanı sıra “proaktif” olmayı (ne zaman proaktif olunması gerektiğini bilmeyi), aynı zamanda performans-sonuçlar-amaçlar ekseninde her ne yapıyorsan “gönüllülükle”, “şevkle”, “istekle” yapmayı kapsamalı. Aynı bağlamda, performansı bir yanda (bireysel ve örgütsel planda) davranışların, bakış açılarının, inançların ve kültürün; diğer yanda çeşitli fiziksel unsurların, ortamın, çevrenin, organizasyonel yapının ve süreçlerin yönlendirdiğini, şekillendirdiğini, belirlediğini unutmamak önemli. Sonuçta, performansı ve sonuçları iyileştirmek istiyorsak bütün bu alanları tek tek ele almak, değerlendirmek ve “gereğini” yapmak durumundayız.

 

Performansa tekil veya tek boyutlu yaklaşımların artık işe yaramadığı bir dünyada yaşıyoruz.

 

Mustafa Ekrem Eke

Performans Danışmanı ve Eğitmeni

21 Mayıs 2018

Her hakkı mahfuzdur. İzinsiz hiç bir şekilde kopyalanamaz ve yazarın ismi zikredilmeden alıntılanamaz.

İstanbul, Türkiye        +90 216 709 38 89         performans@strata.com.tr

  • LinkedIn Sosyal Simge
  • YouTube Sosyal Simge

22 yıl | 560 kuruluş | 111,000 profesyonel