MOBİNG ve SOSYOPATİ

Sizinki “Mobing Tacizcisi" Mi, Yoksa O Bir “Sosyopat” Mı?

 

Hep vardı ama 1980’lere kadar adı henüz konulmamıştı. Niteliği az çok belli, çoğumuz şikâyetçi, lakin “çok azımız” yapar idik. Bazen "bizim dairede”, şirkette, sınıfta, bilhassa ilkokul, aile şirketleri ve “güya" patronların yazıhanelerinde olurdu. Hoş bir şey değildi, ama zararı var mı, var ise ölçülebilir mi, en önemlisi suç mu, yoksa kabahat veya sıradan, “hayatın olağan akışının” bir parçası mı idi? tam bilmez, fazla merak etmez, elbette bolca dedikodusunu yapardık.

 

Sonra, 1980’lerde Dr. Heinz Leymann “mobbing” kelimesini ilk kez ifade ederek; bu terimi, iş yerlerinde yıldırma, baskı ve şiddet eylemlerini tanımlamak için kullanmıştır. Leymann, mobbing uygulayan kişileri (mobbing tacizcisi deniliyor artık) aşağıdaki çerçevenin içinde tanımlamıştır:

 

  1. Korkak,

  2. Nevrotik,

  3. Aşırı kontrolcü,

  4. Güç ve iktidar açlığı içinde olan,

  5. Canı sıkıldıkça başkaları üzerinden zevk arayan,

  6. Antipatik özellikleri olan ve

  7. Düşmanlıktan hoşlanan kişilikler…

 

Bu tacizcilerin kötü kişilikleri; yönetici, patron ve hatta dikey örgütlenmenin en altındaki çalışan biri olarak bunları hak olarak görmesinin temelinde ne vardır sorusunun cevabını Dr. Leymann, “şişirilmiş benmerkezcilik, narsist kişilik ve çocukluk travmalarına” gönderme yaparak vermiştir.

 

“Taciz Edilmiş Çalışan” adlı kitabında Bodsky, “taciz veya rahatsız etme (mobbing), insanların (tacizci), kendilerini ayrı tutma ve ayrıcalıklarını koruma için; kurulu bir düzen olmadığı durumlarda başvurdukları bir yoldur” şeklinde tanımlamıştır.

 

Mobbing aslında nasıl “ete kemiğe” bürünmektedir? sorusunun cevapları ise;

 

  1. Kurban ile menfi, taciz edici, kontrol edici, küçük düşürücü ve yıldırıcı iletişim kurulur. İmkânsız işler vermek, izole etmek, görmezden gelmek, yetkilerinin kullanılmasını engellemek veya azaltmak, kuralları değişken hale getirmek, bu kategorinin en görünen halleridir. 

  2. Çalışanın şerefi, güvenilirliği, doğruluğu ve mesleği yeterliliği hususlarında şüphe oluşturmak üzere saldırılar başlar. Doğaldır ki mesleki yetersizlik söz konusu ise o kişiye güvenilmez ve de yaptığı iş değersizdir. 

  3. Hata yapan üçüncü tarafın aniden mağdur gibi gösterilmesi ve gerçek mobbing mağdurunun önceden şikâyet edilmeyen bir davranışının sebep ve suçlu gibi gösterilmesi. 

  4. Kurbanın itibarını kendi nezdinde de düşürülmesi suretiyle kafasını karıştırılmaya, yalıtmaya ve nihayetinde teslim olmaya yönelik baskı yapılır. Bu yolun işlemesi için utandırma en etkili yöntemdir. 

  5. Bu iş, sürekli, mükerrer, sistemli ve zamana yayılı olarak yapılır. Mobbingin süresi ve sıklığı mağdura olan zararı büyütür. 

  6. Mobbing eyleminin birden fazla kişiyle yapılması, hatta bu işe yöneticilerin ve diğer çalışanların da sonradan katılması olağandır. 

  7. Kişiyi dışlama ve işletmeden ayırma amacıyla yapılması ve bu durumun mağdurun tercihi gibi gösterilmesi başka bir emaredir. 

  8. Ve maalesef en acı kısmı; bu durumun örgüt yönetimince hoş görülmesi ve teşvik edilmesi, dolayısıyla da mağdurun yardım ve destek taleplerinin üstlerince reddedilmesi merhalesidir.

 

Son yıllarda birçok özel sektör ve kamu kurumu mobbing konusunda çalışma yapmakta, komite oluşturmakta, eğitim vermekte, konuyu etik veya işletme davranış kuralları içine alarak mücadele etmeye çalışmaktadır. Kamu’nun mobbing tanımı şöyledir: "İş yerlerinde, okullarda vb. topluluklar içinde belirli bir kişiyi hedef alıp, çalışmalarını sistemli bir biçimde engelleyip huzursuz olmasına yol açarak yıldırma, dışlama, gözden düşürme.” TDK ise mobbing’in Türkçe karşılığı olarak “bezdiri” kelimesini belirlemiştir. Son dönemde mobbing kavramının Türkçe'ye "Mobing" olarak, yani "B" harfi tek bırakılarak girmesi hususunda çabalar mevcuttur.

 

Uzman, gözlemci ve yöneticilerle konuştuğunuzda, bezdirinin tanımlanması ve mücadele ediliyor olması bu zararlı fiili azaltmadığını bilhassa arttırdığını teşhis edebilirsiniz. Bu iki şeye alamettir; ilki, önceden var olan ama tanımlanmamış bir durumun tüm çalışanlarca kavranması sonucu şikayetlerin artmış olabileceği, diğeri ise mücadelenin henüz sonuç vermeye başlamadığı.

 

Sosyopati ise çok uzun süredir bilinen, ama çoğunlukla asosyallik ve psikopatlıkla karıştırılan ruhsal hastalıktır ve işletmeler açısından ciddi bir sıkıntıdır. Diğer adı antisosyal kişilik bozukluğudur. Bu hastalıktan muzdarip olanlara ise kısaca sosyopat deniliyor.

 

Sosyopatların ayırıcı özellikleri şunlardır:

 

  1. Yalancıdırlar ve manipülatif davranışlar gösterirler. Özellikle hile ve manipülasyon yaparlar, böylece karşıdaki insanı ne ölçüde kandırabileceklerini ölçerler ve sonra… 

  2. Egoları herkesten şişkindir. Kendilerini şişirirler, narsistirler ve hatalarından dolayı her zaman başkalarını suçlarlar. 

  3. Toplumsal normları takmazlar. Mevcut yasa ve kuralları çiğnemekten zevk alırlar, çünkü ahlak ve hukuka inanmazlar. 

  4. Alkol ve uyuşturucularla araları genellikle iyidir. 3. şıktaki tanımın sonuç ve gereği olsa gerek... 

  5. Empati denen şey sosyopatlarda bulunmaz. Çoğumuzun sahip olduğu anlamlı, duygusal iç dünyaları yoktur. Bu nedenle sosyopatlar diğer insanları ve onların duygu temelli düşüncelerini anlayamazlar. Maalesef uzun süre siz de onları anlayamazsınız. 

  6. Pişmanlık, utanç ve suçluluk duyguları hiç yoktur, çünkü beyinlerin ilgili kısmı ya hiç yoktur yada hasarlıdır. Bu fiziki engelin tedavisi maalesef mümkün olmadığından çaresi olmayan tek psikiyatr hastalığı budur. Ancak gerektiğinde veya mecbur kaldıklarında sosyopatlar, bazen kötü birer duygu taklitçisi olabilirler. 

  7. Sosyopatlar korkutucu ve tehlikeli durumlarda son derece sakin kalabilirler. 

  8. Sorumsuzca veya aşırı dürtüsel davranırlar. “Önce kendi paralarına” ve sonra diğer insanların haklarına ve varlıklarına karşı son derece sorumsuz ve gaddar davranırlar.

  9. Arkadaşları yoktur, istemezler de zaten. Bazen ihtiyaçları olduğunda geçici olarak bulurlar. Sadece ideolojik yada hedefe yönelik geçici yoldaş edinebilirler. 

  10. Sevimlidirler ama bu sadece yüzeyseldir. Sosyopatlar çoğunlukla karizmatik ve arkadaş canlısı görünebilirler çünkü bunların işlerini kolaylaştıracağını bilirler. Dolandırıcılık hususunda uzmandırlar ve her zaman bir oyunun içindedirler. 

  11. Hedonist olmasalar da haz ilkesine göre yaşarlar. Eğer canları istiyor ve sonuçlarından yırtabileceklerini düşünürlerse her türlü aşağılık rezilliği yapabilirler.

 

Yakınlarınızda bir sosyopat olduğunu işaret eden emareler şunlardır:

 

  1. Yalanını sık sık yakalarsınız.

  2. İnat olsun diye zıt fikirler öne sürer.

  3. Size önemli gelen ani ve yeni durumlarda tepkisiz kalır.

  4. Onun sizi kullandığı fikrine kapılırsınız.

  5. Hep sizden maddi manevi bir şeyler alıp, sizi kullanır.

  6. Ona her durumda acımanız ve hak vermenizi bekler.

  7. Size sık sık suçluluk duygusu hissettirir.

  8. İlgi ve haksız iltifat bekler.

  9. Sizi endişelendirecek kinayeleri sinsice beyninize yerleştirir.

  10. Her daim ona borçlusunuzdur.

  11. Hiçbir durumda suç ve kabahati üzerine almaz, her zaman başkaları sorumludur.

 

Türkiye’de sosyopatlığa ilişkin istatistiki bilgiler maalesef yok ya da ulaşabileceğimiz bir yerlerde değil; bu nedenle ABD’ne ait sayısal verilerle konuşabileceğiz. ABD araştırmalarına göre bu ülkede erkek nüfusun % 3 ile % 6’sı bu kişilik bozukluğuna sahip; aynı oran kadınlar için % 1 – 2 arasında. Bu yüzdesel geniş aralık, tanımlama türlerinden kaynaklanıyor. Diğer bir veri ise ABD hapishanelerinde sosyopat kişi oranının % 75 olduğudur. Bahse konu istatistikî sonuçların bizim ülkemizde de hapishane kısmı hariç ABD rakamlarına yakın olduğunu varsayabiliriz. Diğer yandan, normalin üzerinde zekâya sahip, kendini ayrıcalıklı gören, çok para harcayan bu insanların, meslek olarak beyaz yakalı grubun içinde hizmet ve finans sektöründe orta ve üst kademe yöneticilik pozisyonlarında yer bulmuş olmaları pek mantığa aykırı gelmemelidir. Esas itibarı ile bizim coğrafyanın bazı işveren ve benzerlerinin benimsediği yönetim tarzına uygun kişilik özelliklerinin önemli bir kısmı sosyapat tanımlamalarına benzemektedir ve sosyopatlar, liderlik değil ama yönetici olarak “makbul” kişiler kategorisindedir. Bu varsayımlardan hareketle sosyopat erkek çalışan oranının beyaz yaka hizmet – finans sektörü çalışanları arasında genel ortalamanın en az iki katı olduğu kanaati oluşturabiliriz ki; bu değer toplam çalışanların % 10 oranına tekabül eder.

 

Ülkemiz işletmelerinin “şirket değerlerinin” gelişmiş ülke, hatta gelişmekte olan sınır komşu devletlerdeki muadillerine göre çok düşük olduğu bilinen can sıkıcı bir gerçektir. İşletmelerde genel anlamda verimliliğimiz düşüktür ve en parlak dönemlerinde bile “ucuza” satılırlar. Bunun tercümesi ülkemizin şirketlerinin, bazı istisnalar dışında kötü yönetildiğidir. Bilinir ki: Yönetim ve yöneticilik bir kültür ve ahlak meselesidir; bu nedenle toplumun çoğunluğunun fıtratından izole edilemez. Ancak işletmelerin sosyal sorumlulukları sadece “ağaç dikmek” değil, bunun yanında topluma öncü de olmaktır. Toplum sayesinde kazandıkları kaynakları aynı toplumun hayrı için de kullanma sorumluluğundan kaçamazlar. Sadece etik kurul, insan kaynakları departmanı kurmak ve sokak köpeklerini beslemek şirketlerimizin görevlerini yerine getirdikleri anlamına gelmez.

 

İş hayatına yeni giren gençler veya kurumsal-düzgün bir işletmeden çıkıp sıradan bir KOBİ’ye geçen az tecrübeliler, diğer tüm çalışanlar gibi şirketlerine emanettirler. Toplumun şirkete emanet ettiği çalışanların göreceği muamele, yönetim zaaflarını da içinde barındırıyorsa bu durum, esasen önce şirketin verimliliğini menfi etkilemekle birlikte, ne yazık ki gelen gençlerin hayatı boyu iş hayatını karartacak olumsuz etki, inanç, ön yargı, kendine ve çevreye güvensizlik, hatta emek pazarından çıkmasına kadar kötülüğe yol açabilir. Bu kayıp sadece kişisel değil aynı zamanda tüm ekonominin zararınadır.

 

Daha da kötüsü, “kötü para iyi parayı kovar” düsturuna uygun, “uygunsuz şirket kültürü” zamanla yerleşik hale gelir ve usta-çırak eğitimi vasıtasıyla yaygınlaşarak genel kabul görür. Muhtemelen, ülkemizdeki yaygın “şirket kültürünün” ve toplumla karşılıklı etkileşiminin ana "membası" burasıdır.

 

Mobbing mağdur-kurbanı, tacizcisi ve sosyopati konularının neden yukarıda bir arada bulunduğu hususuna gelince: Birçoklarına göre, temel işletme sorunlarımızın ikinci sırasında sermaye yetersizliği var ise, birinci sırada mobbing ile sosyopatinin tefrik edilemeyerek bir İK – Yönetim zavallılığı girdabına girilmiş olmasıdır. Şirketteki sosyopatları mobbingci zanneden kifayetsiz yöneticiler, kanserli kısmı kesip atacağına hastaya glikoz şurubu vermektedirler.

 

Esasen mobbing konusu, sorunun çözümünü en aza indirilebilecek yöntemleri içerisinde barındıran bir derttir. Son dönemlerde mobbing gerekçesi ile açılmış birçok iş davası olduğunu biliyoruz. Bu davalar ve hükümlerinin sonuçları sadece işletmelere yönelik olmaktadır. Halbuki ortada bir mobbing suçu varsa en az bir adet de tacizcisi vardır. Tacizci belli maddi gaye ile suç işliyorsa bunun cezai muhatabı da kendisi olmalı; en azından işletme ile birlikte ortak sorumluluk almalıdır. Böylece işin sonu, adli sicil kaydı ile cüzdanına dokunacak bir kabahat veya suçtan imtina etme tavrı mobbing tacizcisine daha makul gelecektir. Diğer mobbing tedbiri ise, mağdurun yardım isteyeceği ve şikayet edeceği makam ve kişilerin, onlarla empati yapabilecek pozisyonlardan seçilmesi, tacizcinin cezasının ise ağır para ve terfi kısıtlamaları olmalıdır. Kuzey ülkelerinde sosyopatların istihdam edilmeleri mümkün olmadığı gibi eğer olursa mağdurlarının rehabilitasyonu şirketçe temin edilmekte, bu sürede mağdur ücretli izinli sayılmaktadır. Elbette ki en önemli tedbir şirket içi tüm prosedürlerin varlığı ve uygulanması ile denetimidir. Bunun belli bir maliyeti vardır ama orta vadede şirket değerindeki artış, kat be kat fazla geri dönüş olarak gelecektir.

 

Mobbing konusuna ilişkin çok sayıda teori ve metin vardır; bu sorun “cinsel taciz” hariç çözülebilir veya en az seviyeye düşürülebilir bir işletme derdidir.   

 

Eğer mobbing tacizcisi bir sosyopat ise çaresi nedir? sorusunun cevabı net olarak şudur: Sosyopati başlıklı metinlerin son cümlesi “bir sosyopat ile baş edemezsiniz, hemen orayı terk edin” veya bunun bir benzeridir. İnsani hiçbir kişilik özelliği ve unsuru, arkadaşı, gidecek yeri olmayan bir sosyopat için alt-orta ne olursa bir yöneticilik sıfatı kapmak, yapabileceği kötülük imkanı ve istediği yaşam standardı için gerçek altın bir fırsattır ve O, bu fırsatı kaçırmayacak kadar akıllıdır. Sonuç olarak iş yerinizde bir sosyopat var ise yapılacak tek şey hiç zaman kaybetmeden yeni bir iş aramak; mümkünse hemen işi bırakmaktır. Durumun vahameti, şikayet veya savunma ile def edilebilecek sınırların içinde değildir.

 

Bir işletmede “sosyopati vakası ile karşılaşma risk seviyelerinin tespit edilebilir emareleri var mıdır, gözlemleyerek bunu belirleyebilir miyiz?” sorularının cevapları aşağıdadır:

 

  1. Bütçesi, özellikle nakit bütçesi olmayan, olsa dahi denetimi yapılmayan işletmeler daha yüksek risklidir. 

  2. Sahip ve yöneticilerin çoğunluğu kadın olan işletmeler daha düşük risklidir.

  3. Aile şirketleri ve yönetimin içinde yetkili- yetkisiz amca-yeğen varsa son derece tehlikeli bir işletmedir. 

  4. Şirket kazanmasına rağmen az vergi ödüyor, stok, çek, nakit sayımı vs tam olarak yapılmıyorsa risklidir. Çünkü işletmeler para kazanmadıkları için değil, parasız oldukları için vergi kaçırırlar ki sosyopat bolluğu olan şirkette her zaman nakit darlığı vardır. 

  5. Pozisyonun gerektirdiği yeterliliğe sahip olmayan yönetici ve düz elemanların bolluğu ile orada sosyopat olması ihtimali arasında korelasyon yüksektir. 

  6. İşe girer girmez biri sizi sahiplenmeye çalışıp, diğerlerini size düşman olarak anlatıyorsa, aman dikkat. 

  7. Şirketin bir veya birkaç kahramanı varsa, siz muhtemelen mobbingci kılığında sosyopat mağduru olacaksınız. 

  8. İmalat ve Ticaret Sektörleri diğerlerine nazaran daha düşük risklidir. 

  9. Şirket aşırı borçlu ise ve halen "deli gibi" yeni kaynaklar arıyorsa, ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz.

 

 

Şerif Elender

Performans Danışmanı ve Eğitmeni

22 Mayıs 2016

 

Her hakkı mahfuzdur. İzinsiz hiç bir şekilde kopyalanamaz ve yazarın ismi zikredilmeden alıntılanamaz.

İstanbul, Türkiye        +90 216 709 38 89         performans@strata.com.tr

  • LinkedIn Sosyal Simge
  • YouTube Sosyal Simge

21 yıl | 560 kuruluş | 111,000 profesyonel