RUS RULETİ

Türkiye’de “Avcı” adıyla gösterilmiş olan “The Deer Hunter” özgün isimli 1978 yapımı üç saat süren, çok sert ve etkileyici Hollywood filmi 1979 yılında 7 Oscar ödülüne (başka onlarca prestijli ödülle birlikte) layık görülmesine rağmen hak ettiği popülerliğe erişememiştir. Bu muhteşem film, izleyiciye baştan sona her bir saniyesinde mükemmel bir hikâyeyi etkili anlatımıyla sunar. Seyirci, uzunca süren bir “ sanayi kasabası işçi düğünü” sahnesinin ardından bir anda ABD’nin Vietnam bataklığına, “damat ve arkadaşları” ile birlikte girer. Filmin -belki de bu sektörün ürettiği- en etkileyici bölümü, Vietnamlılara esir düşen üç Amerikan askerinin “Rus Ruleti” katliamından kurtulmasını anlatan sahnesidir. Üç Vietnam askeri, nehir içinde bulunan kafeslerde tuttuğu ABD’li esirleri ikişerli dışarıya alıp kafalarına ”AK – 47” dayanmış halde, toplu bir tabancaya tek mermi koymak sureti ile kumar oynamaktadır ve elbette Amerikalıların nihayetinde ölümle bitecek bu “oyundan” kurtulma şansları yoktur. Filmin baş karakteri “Robert De Niro” sıra kendisi ve arkadaşına geldiğinde Vietnamlı askerlere parmakları ile ısrarla “üç” işareti yapar ve tabancayı gösterir. Düşman mesajı anlamıştır, tabancaya üç mermi konulacak ve bahis bu şekilde oynanacaktır; teklif Vietnamlılara cazip gelir ve kabul edilir. Tetiği önce arkadaşı çeker; tabanca kahramanın eline ikinci kez kendi kafasına sıksın diye verildiğinde, namlusunun ağzında ateşlenmeye hazır üç mermi ve öldürülmesi gereken üç düşman askeri vardır.

 

Yukarıdaki drama her birimiz için farklı hikâyeler anlatıyor olabilir; İşletme Sorunları çerçevesinde ekseriyetin aklına “risk kavramı” gelecektir.

 

Sun Tzu'nin “Savaş Sanatı" isimli kitabının önermeleri, sadece askeri konularda değil ve fakat iş idaresi ve kişisel gelişim konularında da strateji klasiği olarak kabul görmektedir. Söz konusu kitabın “Hesaplaşma” ve “Dokuz Değişken: ‘Bin bir’ Olasılık” bölümlerinde risk olgusuna ilişkin önemli tavsiyeler mevcuttur.

 

İşletme Yönetimi kuruluş aşamasından tasfiye sonuna kadar tamamen bir risk oyunudur. Girişimci ve karar vericilerin aldıkları her bir tercih kararı “nimet – külfet” çok bilinmeyenli denkleminin çözümünün sonucudur. En güçlü insan (kurum) bile her şeye kadir değildir; yaptığı her hamleden umduğu sonucunu alamayabilir. Karar sürecinde temel etken olan olgunun “elde etmeyi beklediğiniz şey, feda ettiğinize değer mi?” sorusuna alınan cevabın ilişkili kişilerin çoğunluğunu ikna etme gücü olduğu, akıldan çıkarılmamalıdır.

 

Risk kavramında birinci soru ve sorun şudur: Alınan riskte “feda edilen şey” kime ait varlıktır ve külfet mukabili elde edilen nimet “kime yâr” olacaktır. Eğer varlıkları riske atılanlar (hissedarlar) şirketlerinden doğru ve zamanında bilgi alamıyorsa, aslında başkalarının onların serveti ve itibarı üzerine kumar oynadıklarını öğrendiklerinde, çok geç olacaktır.

 

Risk konusunda endişe edilmesi gereken en önemli şey kaybetmek değildir, nimetin külfeti çekene ait olması ve ona teslim edilmesidir. Diğer bir deyişle “zarar patronun, kazanç yöneticinindir” felsefeli bir “ahlaksız model”in var olduğu bilinmeli, tedbiri alınmalı ve buna teşebbüs edenlere “bedeli” ödetilmelidir. 

 

Özellikle geçmişi kısa olan sektörlerde faaliyet gösteren tecrübesiz işletmelerde yüksek ücretlerle “dâhi ” transfer edilmekte ve ellerine geniş bütçeler ve yetkiler verilmektedir. Bu “süper yetenekler”(!) bilhassa marka şirketlerde (nedense?) tutunamamış orta – üst düzey yöneticiler arasından çıkmaktadır.

 

Yürüyen bir çarkın içinde geniş olanaklarla çalışmış –başarılı olmuş veya olmamış çok önemli değil- bir insanın, eğer elinde sihirli bir değneği olsaydı işinden ayrılmayacağı gerçeği çoğunlukla unutulur; “bize know – how, müşteri listesi, finans mucizeleri, cafcaflı terimler, havalı hedefler” getirsin, bizi de(!) ihya etsin duaları ile KOBİ ölçeğindeki işletmelerde istihdam edilir. Mevcut kadrodan esirgenen “fahiş maaş, cömert kâr payı hakkı, sınırsız harcama imkanı, kafasına göre fiyatlama, riskli müşterilerle aşna fişne serbestisi, en lüks araç vs” teşvikleri “üstün yetenekli” insana tahsis edilir; “kazandırsın o da kazansın” temennisinde bulunulur. Akamete uğrayan projeden geriye kalanlar: mali açıdan sıkışmış bir şirket, bitmiş ve gitmiş personel, hasarlı itibardır; daha beteri artık rafa kalkmış olan düzgün insanlarla başarı elde etme ihtimali yüksek “makul teşebbüs” fikirleridir.

 

İlk kez birlikte iş yapacak kişilerden riski taşıyacak tarafın bir an için, oynanan “Rus Ruleti”nde namlu O'nun kafasında iken tetiği çeken parmağın kendisine ait olmayabileceğini düşünmesi, birliktelikten umulan faydanın kimin uhdesinde kalacağını tahmin etmesi hususunda aydınlatıcı olabilir.

 

 

Şerif Elender

Performans Danışmanı ve Eğitmeni

4 Haziran 2017

 

Her hakkı mahfuzdur. İzinsiz hiç bir şekilde kopyalanamaz ve yazarın ismi zikredilmeden alıntılanamaz.

İstanbul, Türkiye        +90 216 709 38 89         performans@strata.com.tr

  • LinkedIn Sosyal Simge
  • YouTube Sosyal Simge

22 yıl | 560 kuruluş | 111,000 profesyonel